Örnekalan Köyü Resmi Web Sitesi

Oyuncakla büyümek..Oyuncakla büyümek.. - 30.12.2010 09:24:45

OYUNCAKLA BÜYÜMEK, OYNAYARAK YAŞAMAK
  "Vardır güzel yaylalar/Hamsiköy'ün başında" der bir türkümüz. Hamsiköy, Trabzon-Erzurum (İran) karayolu üzerinde, Zigana Dağları'nın eteğinde bir yeşil cennet. Denizden 54 kilometre içerde. Yani adının çağrıştırdığı gibi "hamsi" ile ilgisi yok. Beş köyden oluştuğu için Hams(i)köy demişler. Hams, Farsca'da "beş" demekmiş. Sütlacıyla ünlü. Yaylalarıyla da. Ben o yaylalarda geçirdim çocukluğumun belli zaman dilimlerini. Yaz aylarını, hayvanlarımızla birlikte bu yaylalarda geçirir, onların beslenmesini, bol ürün vermesini sağlardık böylece. Köyün sıcağından ve bitmez tükenmez işlerinden de uzaklaşmış olurduk böylece.
Bu yaylalarda hayvanların otlatılması ya da dinlendirilmesi sırasında, çobanları olan biz çocukların en büyük keyif kaynağımız bir araya gelerek oynadığımız oyunlardı. Bunların başında çelik-çomak gelirdi. Bir karışlık çubuk parçasına, bir kol uzunluğundaki değnekle vurarak belli bir noktadan (bir taş parçası olurdu) uzaklaştırmak ve yeniden değnek (çomak) yardımıyla çubuğu (çelik) başlangıç noktasına ulaştırmayı içerirdi oyunumuz. Bir tür ilkel golf anlayacağınız. Biz çocuklara ilk fizik kurallarını öğretirdi bu oyun, farkında değildik.
Söğüt ağacı dallarından, odunsu bitki, çiçek saplarından düdük yapmayı çok sonraları öğrendik bizden büyük ağabeylerden, ablalardan. Çamurdan hayvan heykelleri yapardık, evler, arabalar oyuncak olarak. Kayık, vapur gibi şeyler bilmezdik o zaman, deniz görmemiştik daha. Dağ çocuğuyduk. Ormanda çatı örtüsü olarak hartama ya da yapı malzemesi tahta biçen ustalar, işçiler en büyük dostlarımızdı. Çok yalvardığımız oldu onlara, kütüğün ucundan bize dört tekerlek kesip versinler diye. Dört tekerlek, bir tahta, işte sana en hızlı oyuncak; araba. O arabalarla çimenler üstünde kaymak, bir bayırdan uçmak, düşmeden belli bir yere ulaşmak, arkadaşlarımıza üstünlük sağlamak geleceğe hazırlanmanın ilk dersleriydi, bilmezdik ki.
Bez parçalarının, eski çorapların içine ot, saman, kâğıt doldurarak top yapar, sonra da -o zaman bize büyük gelen- küçücük çimen düzlüklerinde maç yapardık yaşıtlarımızla. Yenmenin yenilmenin ne ödülü vardı, ne cezası. Oynamıştık ya, hangi arkadaşımızın çalımcı, hangi arkadaşımızın iyi tutucu olduğunu öğrenmiştik ya. İçimizden yükselen bir şeyi (enerjiymiş) bastırmış, bir şey (işmiş) yapmıştık ya.
Oynarken kan-ter içinde kalıyorduk, yoruluyorduk, olsun. Arkadaşlarımızla sert tartışmalara giriyorduk, olsun; Kavga ettiğimiz, baş göz yardığımız da oluyordu, küstüğümüz de. Sevinci de, üzüntüyü de, birlikte eğlenmeyi, bir şeyi paylaşmayı da oynarken öğrendik, bilmeden. Annelerimiz, yorulduğumuz için "üzüldü", dizginlemeye çalıştı bizi; babalarımız yapılacak ev-tarla-okul işleri ertelendiği için "azarladı". Biz yine de oyunlarımızı oynadık, oyuncak bulsak da, bulmasak da. Oyunlarımızı da, onların kurallarını da, oyuncaklarımızı da biz yarattık, biz geliştirdik. Bilmiyorduk ki, o arada biz de geliştik.
Sonradan öğrendik ki; "çocukların bedensel, ruhsal ve toplumsal yapısını etkileyen öylesine çok şey var ki: Ana-babanın tavrından, yetişme biçimine, oyundan eğitime, oyuncaktan iletişim araçlarına bir sürü etken.
Çocuklar için oyun, büyüklerin algıladığından çok başka bir yerdedir, 'onun işidir'. Bu işi ara vermeksizin yapmak çocuk için çevresini tanımanın, çevresiyle ilişki kurmanın, sonra da çevresini yeniden düzenlemenin, kendi dünyasını yaratmanın temel yoludur. Çocuk da bu yolda bıkıp usanmaksızın, durup dinlenmeksizin yürür.
   Büyükler için 'oyun', başka bir kavramdır. Büyükler 'oyun'a eğlendirici, dinlendirici, zaman geçirici, oyalayıcı bir şeyle uğraşmak olarak bakarlar. Çocukların oyun oynaması da 'bir şeylerle oyalanması'dır. Kolayca yapılıveren bir şey, büyükler için 'çocuk oyunu'dur. Çocuklarının eteklerinden çekilmesini isteyen anneler, 'git de biraz oyna' diyerek onu başlarından savarlar. Çocuklarla oyun oynamak, büyükler arasında 'sen de çocuk oluyorsun' diyerek hafifsenen bir davranıştır.
Büyüklerin bir bölümü için 'oyun' ile 'oyuncak' özdeştir. Onlar çocukların 'oyun' oynamasını, 'oyuncaklarla oynamak' olarak kabul etmişlerdir. Bir çocuğa armağan almak istedikleri zaman, çocuğa değil, armağanı götürecekleri aileyle olan ilişkilerini düşünürler. 'Daha pahalı oyuncaklar daha iyi armağanlardır'. Bu konuda da büyüklerin çocukları değil, kendilerini düşündüklerini görüyoruz. Çocukların gereksinmesi, onların gelişmesi değil, oyuncağın fiyatı, yeniliği, değişik olması önemlidir. Bu düşünceyle alınan armağan-oyuncak, aslında çocuğa değil, çocuğun ailesine götürülmektedir. Asıl değeri de, armağanı verene kazandırdığı prestijdir."
En basitinden en gelişmiş olanına kadar oyuncakların tümü çocuk üzerinde etki yapar, olumlu ya da olumsuz etki. Çocukların oyalanmasını sağlayan, onları eğlendiren, eğlendirirken eğiten, onlarca "iş olarak algılanan" şeylerin tümü de diyebiliriz oyuncağa. Oynaması engellendiği zaman, çocuğa 'yaşamının kısıtlandığını' duyumsatan, 'gelişmesinin durdurulduğunu' algılatan, 'işini yapmasının engellendiğini' düşündüren bir nesne, bir eylemdir oyuncak.
Çocukların gelişmesinde bu denli etkili olan oyuncağın kökeni ta mağara dönemi insanına, hatta insanın varoluşuna, kadar uzanmaktadır. Mağaralarda bulunan kemik parçaları, daha sonrasının bezden ya da çamurdan yapılan birtakım gereçleri, insanoğlunun ilk oyuncakları olarak değerlendiriliyor bugün.
Romalılardan ve Hintlilerden kalan küçük araba ve topaçlar günümüzde de değişik biçimleri görülen oyuncaklara bir örnek oluşturuyor. Bütün dünya çocuklarının çok sevdikleri uçurtmanın MÖ 206 yılında Çinli bir komutan olan Han Sin tarafından bulunduğu kayıtlı belgelerde.
18. yüzyılda kullanılıp sonra bir süre unutulan yoyo oyuncağının da son yıllarda birçok yerde yaygınlaştığını görüyoruz. Bize daha yakın yüzyıllarda bulunan bisiklet, otomobil, paten gibi oyuncaklar bugün de özelliklerini ve etkinliklerini koruyorlar, bir farkla ki, bu tür oyuncakların çoğunluğu günümüzde mekanik, otomatik, hatta bilgisayarlı olarak yapılmakta.
Osmanlı döneminde oyuncak yapma işi İstanbul'un Eyüp semtinde yaygınmış. Anadolu'ya buradan yayılmış oyuncak yapma işi. Bumbardan yapılan boyalı balonlar, üfleyince öten küçük toprak testiler, zilli tefler geliyor bu dönemdeki oyuncakların başında. Mısır koçanı, tebeşir kayası, yün, bez ve ağaçtan yapılan bebekler çok eskiden beri bilinmekle beraber Müslümanlığın kabulüyle ortadan kalkıp, 18. yy'dan sonra yeniden ortaya çıkmıştır Osmanlılar döneminde.
Bugün oyuncak yapımı, başlı başına önemli bir sanayi dalı. Bu arada pekçok ülkede, yapılan oyuncakları denetleyecek özel kurullar bile görevlendiriliyor. Çünkü, çocuk dünyasının ilk konukları olan oyuncakların çocuğun bedensel, ruhsal ve toplumsal gelişmesine etkisinin olumlu yönde olması için özel bir dikkat gerekiyor.
Çocuklara oyuncak seçerken çok dikkat etmeliyiz, diyor uzmanlar; Onu eğiten, oyalayan, hayalini, kişiliğini ve zekâsını geliştiren oyuncaklara ağırlık vermeliyiz. Oyuncak seçmenin başlı başına bir sanat olduğuna dikkat çeken bilimadamları, yanlış oyuncak verilen bazı çocuklarda ruhsal çatışmalara rastlandığını vurgulayarak bu konudaki bazı yanlış tutumları şöyle sıralamaktadırlar:
Çocuklara oyuncak diye canlı hayvan armağan edilmesi, yanlış bir tutum olabilir. Çocuk, oynaması için verilen canlı hayvanın sorumluluğunu yüklenebilecek duruma gelince bu yola başvurulmalıdır.
Çabuk kırılan ya da çok karışık oyuncaklar da çocuklarda çelişik duygulara neden olmaktadır, büyüklerden işitilecek azar korkusu da çocukta düş kırıklığı yaratabilmektedir. Bu da çocukta adalet kavramının yanlış yer etmesine ortam hazırlayabilmektedir.
Sonra çocuğun oyuncağını bir başkasıyla paylaşmak zorunda bırakılması çocuğun aklını karıştırmaktadır. Paylaşma çocuğun kişiliğini, sahip olma duygusuyla paylaşma olgusu ters düştüğünden, etkilemektedir. Bu nedenle birden çok çocuğa oyuncakları, baştan, tek tek verme yoluna gidilmelidir. Çocuk oyuncağını paylaşmaya zorlanmamalı, bunu kendisi istemelidir.
Bir de eğitici oyuncaklar sorunu vardır. Salt eğitimi amaçlayan oyuncaklar eğlenceye yer vermediklerinden sakıncalı olabilmektedir.
Bir de olabilecek kazalar düşünülerek tüm oyuncaklar, özellikle elektirikli ve mekanik olanlar, denendikten sonra satın alınmalıdır.
Tüyleri çabuk yolunup kopan, ufak ufak parçalara ayrılan, oynak parçaları, yay ve demir telleri olan, çabuk tutuşabilen, sivri tahta uçları bulunan, patlayan, elektrikle çalışan, boyalarında zehirleyici madde bulunan, akla yatmayan oyuncakların alınmasından da kaçınılmalıdır. Ya da bu tür oyuncaklarla denetimimiz altında oynanmasına izin verilmelidir.
Oyuncak alınımında çocuğun yaşı da dikkate alınmalıdır. Her yaşın oyuncağı da, o oyuncağın çocuğun üstünde bıraktığı etki de değişiktir.
Bu konuyu irdelememize, www.atasehirevkultur.com sitesinde kendisiyle yaptığımız bir söyleşiyi bulacağınız, Erenköy'de babadan kalma köşkü oyuncak müzesine dönüştüren arkadaşımız Sunay Akın'ın bir sözü yol açtı; "buraya gelen büyükler çıkışta çocukluklarıyla yüzleştiklerini anlıyorlar."

Derken, usumuza dostumuz Dr. Erdal Atabek'in Çocuklar Büyükler ve Tavşanlar
adlı kitabında okuduğumuz şu satırlar takılıyor; "...çocukla ilgili her olguda düşünülmesi gereken, yapılanın 'çocuk için yapılıp yapılmadığı'dır. Büyüklerin kendilerini için, kendi prestijleri için, kendi etiketleri çin, kendi gösterişleri için yaptıkları şeyler 'çocuk için' değildir. Buradaki çelişkiyi görmek zorundayız. Çocuğu oynamak istemediği bir oyunu oynamaya 'konuklarımız görsün' diye zorlamak, pek hoşumuza giden bir becerisini ilgisiz bir zamanda yaptırıp gururlanmak, başkalarına göstermek için çocuğu bir şeye yöneltmek, büyüklerin yanlışlarıdır.
Bugün çocuklara yaptırmakla övünülen en yaygın 'oyun'un, ünlü şarkıcıların ya da politikacıların 'taklitleri' olduğunu görüyoruz.TV programlarında, çocukların gösterilerinde en beğenilen bu tür programların 'çocuk gelişimi'ne hiçbir katkısı yoktur. Sadece izleyenler gülsün diye, çocuklara 'büyükler için' gösteri yapmaları öğretilmektedir. Oysa, çocukların yaratıcılığını açıklayan, onların kendilerini gösterebilecekleri becerilerini geliştiren pek çok şey yapılabilir. Ama 'hazırcılık', 'kolaycılık', 'çocukları değil, büyükleri önceleyen' bir anlayış, yaygın olarak onay bulan bir tutum olabilmektedir.
Çocukları 'doğru' yetiştirebilmek için, öncelikle 'doğru yetişkin' olabilmiş büyükler gerekmektedir."
Fazla söze gerek var mı? Yok.
İyi yıllar. İyi bayramlar.












YAZARLARIMIZ

Anketler

Hangi etkinlikleri yapmamızı istersiniz?
 Tiyatro ve sinema gösterimi
 Kemençe ve horon günü
 Piknik
 Tarih ve kültür gezisi


Duyurular

Önemli !
Lütfen dernek üye aidatlarınızı ödeyiniz. Dernek faaliyetlerinin yürütülmesi aidatlarla mümkündür....

Bilgi
İstek, Öneri ve Şikayetleriniz için...

Lütfen Sitemize Üye Olunuz
Lütfen Sitemize Üye Olunuz...

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri - Görüşleriniz bizim için değerlidir...

Multimedya


Köyde Hava Durumu

Örnekalan Köyü

Müzik